Z Raporu 1

Belli hedefler koyarak devam etmek önemli. İlk yazıda da dedim ya buraya bir şeyleri girip kendimi bağlamak istiyorum. Blog açmak kolay kısmı, asıl olay devamını getirmek. Dsiplinli biri olduğuma arkadaşlarımın bir çoğu inanmaz ama aslında tam tersi bir yapım var. Hedef koyduysam o iş olur!

Bu çizgiden hareketle haftanın son günü, haftaya dair ne yaptığımı kısaca bu başlık serisinde özetleyeceğim. Hatta bir de ufak ufak not alıp tam liste atasım var. Evet birileri disiplinsizdir demişti değil mi! Utanın!

Neyse bu haftaya şöyle üstün körü bakıyorum da kafa dinlemek ile geçti gitti desem yeridir. Hala buradaki arkadaşları bile aramadım. Daha doğrusu az önce birini aradım ama O da hasta yatıyor çıktı ve bunu bir işaret alarak evde devam dedim.

Ve özetler: Ev/iş gelgiti, koşu, kitap, film,… Nasıl özet! Özet gibi özet…  Aslında en azından izlediğim filmlere dair bir iki giriş yaptım. American Honey (ki mutlaka izleyin derim), Robocop yazdıklarım. Yazmadıklarıma gelince;

The Autopsy of Jane Doe: En son ne zaman dişe dokunur bir korku filmi izledim hatırlamıyorum. The Witch gibi sanatsal işleri saymazsak gerçekten budur dediğim yok. Bu filmde iyi başladı güzel bir fikir üzerinden yürümüş ama filmin öyle bir mantık hatası var ki yuh diyor insan! Ama yine de çerezlik, izlenir.

Tale of Tales: Aslında hakkında güzel eleştiriler okuduğım Salma Hayek sebebiyle de ayrı bir heyecanla başladığım ama vasat bir yetişkinler için masal uyarlaması. Bir de yıl olmuş 2016 Salma Hayek mi kalır değil mi?

Train to Busan: Film festivallerine kadar sızmayı başarmış bir zombi hikayesi. Kapalı mekan, göt insanlar ve zombiler ile iyi bir koşuşturmaca. Festivallere nasıl sızdı bilmiyorum ama eh işte diyebileceğim bir zombi filmi. Bir de Kore sinemasının didaktik anlatımı olmasa daha iyi olabilirdi sanırım. Ama yoklukta gider.

Son olarak hem Aralık ayının hedefi hem de yılın son 10 km’sini de bugün koştum. Ev taşımaktı, sevgili ile geceleri birlikte geçirmekti derken Ankara’da 2 hafta ara, üzerine de Edirne’de 1 hafta ara verince vücut hamlamış ama yine  de hem aradan çıktı hem de 51:09 ile ortalama bir sürede bitirmiş oldum. Hedef dedik ya Ocak ayında 50 dk sınırında kalacak, sonraki ay 49 dk! Bu da burada dursun.

Ve yarın planlarla ile ilgili ilk adım; Kosgeb ziyareti. Kosgeb sürecini de ayrı bir başlık altında toparlayacağım. Belki bir başkasına da faydası dokunur.

Reklamlar

Evsizim!

americanhoney_27x40-v3-1Gece American Honey‘i izledin de beni hiç beklemediğim bir yerden yakaladı. Evsizim! Yani tamam aile yanı belki de en sağlam ev denebilir ama kaçacak kendime ait dört duvarım yok! Kaç yılın yalnız yaşarı, şimdi evi paylaşmak zorunda. Hesap vermeden girip çıktığı evi yerine, iletişim kurmak zorunda! Böyle söyleyince şımarıkça gelebilir ama 15 yılın alışkanlığı işte. Bayram, seyran gelip bir kaç gün geçirmek bunun üzerine düşündürmüyordu ama 1 yıla yakın kalacaksam bir yerden sorgulatıyor kendisini.

Neyse olumsuzluklara takılmamak lazım, diğer yandan sağladığı konforu da göz ardı edemem değil mi? Yemek, temizlik,… işlerine her ne kadar ara ara yardım etsem de yükü yok üzerimde. Günlük işlerin sorunlarını kafaya takmak yerine planlara yoğunlaşabilirim.

Biraz da filmden bahsedeyim. Bu senenin sabırsızlıkla beklediklerim listesindeydi American Honey! Kısaca konusu şöyle; hem yoksul hayatından hem de aile içi kabusundan dolayı kaçış arayan Star, dergi satışı yaparak hayatlarını kazanmaya çalışan bir grup ile ve onların yıldızı Jack ile tanışır. Hem kaçış arayışı hem de Jack’e vurulması Star’ı bu evsiz (işte burası bana empati kurduran can alıcı nokta) pazarlama ekibinin içerisine katar ve biraz belgesel tadında bir yol hikayesine dahil eder. Hem gerçekçiliği hem de oyunculuk performansı ve kararında kapitalizm eleştirisi ile oldukça leziz bir film. İzlemediyseniz mutlaka izleyin derim!