Ve sonunda!

Uzun sayılacak bir ara ardından tekrar blog başı yapma zamanı. Böyle söyleyince iş başı ve yükümlülük gibi hissettirdi. Aman yanlış his oluşturmasın sonra ara soğuyor, soğudu. Neyse lafı uzatmadan mevzuya geleyim.

Sonunda Kosgeb eğitim tarihini aldım! Aralık’tan beri takip ediyorum 10 belki biraz daha fazla eğitim duyurulmuştur ama ya kendi kurum içi eğitimi çıktı ya da uzak ilçe. Bu sebeple bir türlü eğitim işini halledememiştim. Hoş eğitimi almak için acelem yok hatta oldukça geniş bir zamanım var ama kafa yoruyor be arkadaş! Web tarayıcımın yer imleri çubuğunda bile eğitim duyuruları için kısayol vardı, artık yok. 🙂

Sürece geleyim: Öncelikle Kosgeb’in il eğitim duyuruları sayfasında yeni eğitimi görünce çok da hevesli olmadan bir bakayım dedim. Malum kaç ay, kaç eğitim işime yaramamış. Ama bir baktım Edirne Merkez ilçe ve Kalkınma Ajansı diyor. Zaten 1 ay kadar önce de Ajans’ın web sitesinde eğitim için katılım anketi doldurmuştum. Hemen Ajans’ın telefonundan arayıp başvurular içerisinde olup olmadığımı teyit ettim. Bingo, ismim var! Eğitime 5 gün var nasıl olacak? Mülakat için çağrılacaksınız dedi telefonunda diğer ucundaki ses. Neyse 1 gün geçmedi ki hem aradılar hem e-posta hem de sms ile mülakat çağrısını bildirdiler. Mülakat sabahı gittiğimde biraz şaşırdım keza daha kalabalık bir kitle bekliyordum ya da belki de günlere yaymışlardı ama çok insan yoktu. Sıra gelip ismim okununca mülakat için odaya girdim.

Patron havasında 4 tip! Biri Kosgeb’ten direk konuya girdi ve anlat dedi. Kısaca özetledim, iş planımdan ve neden Kosgeb’e baş vurduğumu anlattım. Çok da dinlediklerini düşünmüyorum. Sanırım başvurulardan ve dinlemekten sıkılmış olacaklar ki bu da aslında hemen tepkimi çeken bir hal ama sus be arkadaş dedim içimden. Ardından web sitesindeki anket sonucu gelen puanın konusu açıldı ortalama bir puan almışım. Doğrudur ve açık söyleyeyim 100 almak çocuk oyuncağı. Hemen özletleyeyim paraya tapıyor musun tapmıyor musun diye soruyorlar. Ankette uzlaştığımız nokta pek onları memnun etmemiş. Yine de bir gün sonra bu hafta başı başlayacak eğitim davetini aldım. Eğitim 4 gün sürecek. Gün be gün buraya izlenimlerimi ve süreci yazacağım.

Hem yazayım ki burası da bir şekilde devam etsin değil mi! 🙂

Reklamlar

Z Raporu 7

Geçen hafta ne demiştim? Bundan sonra 2 günde bir 20 dk bloga yazmak için zaman ayıracağım. Lakin ne oldu? Baya yalan oldu. Aslında bu hafta sayılmaz diyerek çamura yatabilirim. Hafta başından beri arızalanan telefonumu düzeltmek için uğraşıyorum. Sorsan telefon tamirinden anlarım ama işte dedikleri gibi terzi kendi söküğünü dikemezmiş. Benimki de o hesap en olmadık zamanlarda arıza nüksediyor, tekrar düzeltiyorum ama tüm haftamı yedi. Sanırım yeni bir telefona geçeceğim.

Mazeretimizi belirttik ama bu tüm hafta bir tek yazı bile yazamamanın gerekçesi olamaz. Aslında parmak ucuna kadar gelen bir kaç konu vardı. Mesela Babil Kulesi ve din üzerine düşündürdükleri gibi ama nedense bir fırsat bulamadım. Sanırım biraz da bu yazamama durumunda ev kalabalıklığının da payı büyük. Kaç yıl yalnız yaşamış insanın evdeki bu gürültü haline alışması zor.

Bu durum bir yana bu hafta online alışveriş haftasıydı diyebilirim. İlk sipariş geçen haftadan sarkan kitaplardı ve en azından kitap okuma konusunda disiplinim kırılmadan devam ediyor. Aslında kitabı kitapçıdan almak tercih sebebimdir ama ne yazık ki Edirne’de kitapçıya denk gelemedim. Diğer sipariş ise Lavazza’dan kahve kargosuydu. Kahvesiz olmaz! Bak bu notu buraya düşüyorum. Geçen Ankara ziyaretinden aldığım kahveler bitmeye yüz tutunca bir telaş siparişi geçtim. Lavazza’nın kahvelerini hep sevmişimdir ama hiç evde demlemek için almamıştım. Lavazza Qualita Rossa‘sı ile açılışı yaptım. Hafif ama aroması dilde kalan bir kahve. Sert kahve severim ama bu da fena değil. Dükkana yanımda götürdüğümde de hemen asitlenmiyor ki bu çok önemli o yüzden benzer özelliklerde kahve arıyorsan notunu al!

Aslında telefondan bahsederken bahsi geçecekti ama aklıma ancak geldi. Haftanın gecelerini yiyen bir diğer teknolojik arıza ise kardeşime geçen yıl verdiğim ekran kartını bozulması oldu. Anakarttan mı acaba deyip kardeş yeni bir anakart aldı. Evet bozulan ekran kartı ama alınan anakart! Neyse sonunda sorunun kaynağının ekran kartı olduğuna karar verdik de servisine gönderdim. Garantisi de bitmişti umarım yüksek bir tutar kitlemezler!

Koşu ise aksatmadan devam! Bu kadar disiplinli devam ettirdiğim olayım çok az! Umarım nazarın değmez. 🙂

Çıktının kapanışı da yine sinema ile olsun.

Wetlands: Sanatsal bile olmayan ergen Avrupa erotik filmi diyebilirim. Aslında karakter incelemesi, aile içi durumlar eleştirisi filan filmi yine de izlenir kılıyor. Ama film bir noktadan sonra tadı kaçan erotizm ve absürt komediye kaçan esas kız kurgusu ile olmamış dedirtiyor.

Arrival: Bu filmi aslında kendi konu başlığında paylaşmak istiyordum ama geçen haftaların gereksiz uğraşlı geceleri el vermedi. 2016’nın en merakla beklediğim filmlerinden biriydi Arrival. Eh malum bir bilim-kurgu öyküsü uyarlaması. Oldukça da olumlu eleştiriler okumuştum. Hatta Ankara ziyaretinde sevgilimle gitmek istemiştim ama filmin çoktan gösterimden kaldırıldığını öğrenince La La Land’a gitme hatasında bulunmuştuk. Nasıl tercih değişikliği deme! Neyse odağı kaybetmiyoruz ve filme devam… Hikayeyi sanırım bu akşam okuyacağım o yüzden uyarlama olarak ne durumda olduğuna dair bir fikrim yok, o konu şimdi arafta kalsın. Film bir bilim-kurgu filmi olarak oldukça iyi diyebilirim. Süpriz bozan ile can sıkmak istemediğim için çok içeriğine girmeyeceğim ama kısaca dünyanın belli noktalarına iniş yapan uzay gemileri ile insanlık kontak kurmaya başlar ve bir dil bilimci ile fizikçi A.B.D.’ye iniş yapan gemi üzerine çalışmak için bir ekibin başına getirilir ve karşılık dil öğrenme/öğretme sürecesinde hikaye gelişir. İletişim ve dil üzerine düşündüren nüansları ve iyi kurgusu ile kimse kötü bilim-kurgu diyemez sanırım. Ama bazı noktaları ile hey Jony orada dur diyesi geliyor insanın. Konu bir çok noktada Doğu odaklı şer üçgenine selam çakıyor. Örnek olarak Çinli emir komuta zincirinin çıktığı anlaşılan generalin kişisel telefonunun altın kaplama olmasına dair 2-3 saniyelik tesadüf olamayacak kadar dikkat çekici. Kitapta böyle bir ayrıntı, ülkelerin ayrışması söz konusu mu bilmiyorum ama varsa kitaptaki hatayı tekrarlamaya gerek yoktu. Yok film kurgusunda bu karar verildiyse, bir siktirin gidin kardeşim. Trump gibi medya maymununun Başkan olduğu ülkeye az empati diyorum sadece!

Z Raporu 6

Daha 2 ayı görmeden sadece haftalık özetlere düştüm ya! Ama içimden şimdilik böyle geliyor, pek bir şey yaptığım da yok. Sanırım biraz havalardan güneş sevmeyen ben, güneş görünce yüzü güler oldum. Ölü toprağını bir şekilde atmak lazım ama nasıl?

Gelelim geride kalan haftaya…

Müziksiz yaşayamam, elden geldiğince yeni çıkanları, haberleri takip etmeye çalışırım. Bu hafta iki güzel haberim var. Birincisi ve en önemlisi Kesmeşeker‘in yeni albüm kayıtlar bitmek üzereymiş. Tez zamanda albüm arz-ı endam eder ve dünya bir kere daha güzel bir yer olur. Bu zamana kadar Kesmeşeker / Cenk Taner dinlemediysen hala geç değil! Diğer haber de Bubituzak Boyutlar albümü ile ikinci albüme erişen indie gruplar arasında sağlam bir yer edindi. Albümün kafası yine çok güzel. Albümün ismini hakkını veriyor. Dinlemek isterim dersen de, şöyle buyur!

Ölü toprağı derken en azından bir konuda kendime geldim. Koşu olayında bu hafta oldukça verimli geçti. Ya bu verimli kelimesi de ağzıma iyi yapıştı. Mühendis fıstığım sağ  olsun! Neyse koşuya dönersek 7 km ile başladım ve pazar günü hem 2017’nin ilk hem de Ocak ayı 10 km koşarak hedefe ulaşmış oldum. Her ne kadar beklediğimden 2 dakika yavaş da olsam (53dk) uzun aralıklardan sonra fena sayılmaz, ne dersin?

Edirne’ye geleli 1 ayı geçti; karşılıklı hastalıklar, kar tatilleri, sınav çalışması ve Ankara arasıydı arkadaşlarla toplu görüşmek bir vesile olmamıştı. Neyse sonunda bu Cuma mesai sonrası toplandık da el kadar şehirde görüşemiyoruz hikayesini sonlandırmış olduk. Havaların ısınması ile bir kaç plan da yaptık. Bakalım bu kış karabasan gibi çöktü, geride kalması bir sürü şeye gebe!

Dedim ya pek bir şey yapmıyorum diye. Yapmak istediğim ve yine bu sıralar savsakladığım bir diğer olay ise okumak! Baş ucumda yarısına kadar geldiğim İkinci El Zaman: Kızıl İnsanin Sonu bıraktığım yerde öylece duruyor. Ama bunda biraz kitabın da payı var. O yüzden yeni kitaplar gerek dedim ve İdefix‘ten 3 kitap siparişi verdim: Kaplan! Kaplan!, Geliş ve Hayvanlardan Tanrılara – Sapiens. İdefix’e de iki çift lafım var. Zorla e-fatura ittirmek de ne oluyor! E-fatura tikini kaldırınca sipariş onaylanmadı diyor. Belki 10+ kere denemişimdir ama ne yazık ki onaylamadı. Hata sebebini de göstermiyor ve canlı yardım seçeneği de yok. Sonra kazayla tik kaldı da satış onaylandı. Küçük bir detay ama müşteri kerizlemekten başka bir şey değil!

Ve son bölüm. Bu hafta ne izledim sorusunun cevabları:

Code Blue: İzlemiş arkadaşın yorumu sanatsal Avrupa pornosuydu keza bu yorumun hakkını veren sahneler de mevcut ama bence bir eksi değil. Yeri geldiğinde pornografi pek de ala sanat içersinde adledilebilir, nokta! Filmin görüntü yönetmedi ve başroldeki kadının performansı filmi oldukça izlenir kılıyor. Durağan ama gerilim içeren ödüllü katmanlara sahip filmler izlemeyi seviyorsanız, izlenecekler arasına al derim. Yoksa uzak dur!

Fantastic Beasts and Where to Find Them: Bilim-kurgu izlemeyi ne kadar seviyorsam fantastik kurguya da bir o kadar yakın bir insanımdır. Hem edebiyat hem sinema bu iki tür benim için apayrı yere sahipler. Bu açıdan bakınca Harry Potter koşa koşa izlemişimdir diye düşenebilirsin ama seri ile yıllarca aramda mesafe vardı. En büyük sebep ise hem çocukların hoşuna gidecek kitap kapakları hem de çocuk sineması gibi reklamlarının yapılması. Lakin sıkıntıdan izleyeyim dedikten sonra fark ettim hikaye her bölümde daha da karanlık bir hal alıyordu ve asıl serinin son filmin her iki bölümü de korku filmlerine taş çıkartır. Gelelim bu filme! Asıl serinin öncesinde ve bu sefer A.B.D.’de geçen iyi bir dönem filmi ile karşı karşıyayız. Yine büyü ve fantastik yaratıklar ile eğlenceli bir fantastik kurgu filmi ile baş başayız. Devamı gelecek mi, gelecekse hikaye yine aynı şekilde karanlık bir iklime mi evrilecek bilemem ama en azından bu film için iyi çerez diyebilirim.

Bir de kararım var. Bundan sonra gün aşırı 20 dakika yazmak için zaman ayırmaya karar verdim. Yoksa haftalık uzun yazılarla hem seni hem de kendimi darlamak hoş değil! 🙂

Sabah uyanınca ilk iş…

Henüz gecenin kör vakti ama canım inanılmaz kahve istiyor ve zaten geçe kalmış uykuyu daha da geciktirmemek için kahveyi sabaha ertelemeye karar verdim.

Ve karar verirken ne fark ettim, aile yanında her sabah sekmeden kahvaltı var ama ne yazık ki sabah kahvesi diye bir şey kalmadı! Ankara mesai sabahları kahvesiz çıkmazdım evden. İnan ki kahvaltıdan vazgeçerdim de kahveden asla! Ama burada her sabah kahvaltı yanında mutlaka anne yapımı şifalı bir şeyler oluyor. Aksini yapmaya da sabrım yok! Neden mi? Uzun uzun kahvaltıda kahve içilmez vaazları üzgünüm ama kahve tutkusundan bile baskın çıkıyor.

Ha sanma ki kahvesiz yaşıyorum. Her sabah kahvaltı sonrası kahve çekiyor, mocha podda pişiriyor ve termosa atıp dükkana götürüyorum. Lakin aynı şey değil! Filmlerde görürsün sabah kahve, gazete yapan tipleri. Tamam hiçbir zaman o sahnedeki kadar rahat olamadım ama kahveye zaman ayırmanın yeri her zaman bir başka.

Bu yazı da biraz müptezelin yoksunluk krizi serzenişi gibi oldu ama varsın olsun. Yazmasam şimdi kahve demliyor olabilirdim.

Z Raparo 5

Hastalık, sınav çalışması ve Ankara yolculuğu ardından iyice dinlendiğim bir hafta oldu. Dinlendim dedim ama tabi ki dükkanda çalışmaya devam. İyiden iyi de ısındım diyebilirim. Eh ne de olsa üniversiteye başlamadan önce bu işte çalışıyordum. O yüzden adaptasyon gibi bir sorun yaşamadım.

Ve yine uzun bir aranın ardından koşmaya disiplinli bir şekilde başladım. Hedef haftada 3 gün ve gün aşırı koşmak. Şimdilik iyi gidiyor, ay sonunda kadar da tekrar 10 km bandına otururum diyorum ama yine bir kar kıyamet plan havada kalabilir.

Geçen haftaki yazıda Kosgeb eğitim duyurularından bahsetmiştim, umarım yakın zamanda duyuru gelir diyordum ve geldi. Ancak sadece İşkur personellerine açık eğitimlermiş. Devlet memurlarına ne girişimcilik eğitimi veriyorlar anlamadım ama Kosgeb’i arayıp sorduğumda yapabilirler dedi. Neyse sonrakiler için beklemeye devam. Keza acelesi olan kim!

Bu hafta hangi filmleri izledim peki?

Bacalaureat (Mezuniyet): Cannes’da en iyi yönetmen ödülünü alan filmimiz Romanya’da geçiyor. Konusunu ve özeti zaten diğer yerlerden okuyabilirsin. Benim için filmin en önemli kısmı coğrafyanın yakın olmasından dolayı hikayenin tanıdıklığı. Oyunculuk, senaryo fena değil. Biraz fazla kör göze parmak şeklinde anlatılmış hikaye, lakin bu tür anlatılar Avrupa’da satıyor. Ama yine de sağlam film.

The Girl with All the Gifts: Mevzu zombi ve hayatta kalma hikayesi olunca artık tüm hikayeler anlatıldı ve bitti diye düşünmüyor değilim ancak böyle ters köşe iyi kalite yapımlar da uzun aralarla gelmiyor değil. Kitap uyarlaması ve benzer hikayeye sahip bir de video oyunu var. Lakin hem yapım kalitesi hem de tutarlı hikayesi ve sürükleyiciliği ile türü sevenler kaçırmasın derim. Dediğim gibi son zamanlarda bu kalitede bir zombi filmi izlememiştim.

Bu hafta böyle sakin geçti. Bakalım biraz havalar ısınsın da yaşamaya başlayalım değil mi?

Xiami Mi Band 2 İnceleme

Bu sıralar burayı biraz ihmal ettim. Çok mu yoğunum? Hayır, aksine oldukça sakin bir hafta geçiyor ama bloga zaman ayırasım pek yoktu. Neyse bu üstün körü inceleme yazısı ile arayı kapatmaya çalışayım.

Akıllı saatler malumun; işe yarar yanı çok ama pil sürüleri sebebiyle bana kullanımları pek makul gelmiyor. İşin bileklik kısmında ise seçenek çok fiyatlar da fena değil dedim ve Xiami Mi Band 2‘de karar kıldım.

Bu arada herhalde orta okuldan bu yana ne saat, ne bileklik kullanırım. Rahatsızlık verirdi ki siparişi geçerken en çok bu kısmı aklıma takılmıştı. O kısmına da detaylıca değineceğim.

Bilekliği Gearbest‘ten sipariş ettim. Türkiye fiyatları 140TL civarındayken oradan kargo ücretsiz $23‘a aldım. O vakit kurundan 71TL’ye geldi. Nasıl fiyat farkı çok yüksek değil mi? Ülkedeki vergi ve erişimi az olan güncel ürünlerde çakallık farkı bu işte.Her ne kadar gümrük vergi muafiyeti €30’a çekilmiş olsa da mutlaka yurt dışı sitelerden fiyat karşılaştırın derim. İstisnaları çıksa da çok daha ucuza geleceğine eminim. Neyse fiyat bir yana üründe 2 hafta gibi bir sürede elime ulaştı.

1 aya yakın bir süredir kullanıyordum ama koşuda kullanma fırsatım olmadığı için bu yazı da bu vakte kadar sarktı. Malum hastalık, kar ve sınav için Ankara derken pek de imkan yoktu.

Ne özellikleri var; adım sayıyor, mesafeyi hesaplıyor, uykuyu takip ediyor, kalp atışını ölçüyor, akıllı telefona bluetooth üzerinden bağlı olduğunda güvenli cihaz özelliği ile ekran kilidi açıyor, arama ve tanıtılmış uygulama bildirimlerini iletiyor, alarm kurulduysa kolundan tuttuğu gibi uykudan gerçek dünyaya çekiyor. Titreşim oldukça kuvvetli ve bildirimler bir yana alarm konusunda beklediğimden iyi çalışıyor. Yukarıda saydığım özelliklerinden hepsinden memnunum diyebilirim. Peki hiç bir eksisi yok? Var tabi ki! Arama/uygulama bildirimlerinden çok bir şey beklemeyin derim. İngilizce kullanmıyorsanız arama/uygulama bildirimleri sadece simge şeklinde görünüyor. İngilizce kullanımda telefon numarası bilekliğe geliyor ancak bugün aramızda telefon numarası ezberleyen kaldı mı? (Bugünkü firmware güncellemesi ile artık isim yazıyor.) Yine de çantada duran telefondaki aramayı kaçırmaya artık son diyebilirim. Lakin uygulama bildirimlerini bilekliğe taşımak çok akıl karı değil. Ben ki telefondaki uygulamalarının bildirimlerini kapatmış insanım ve bir mesajlaşma programından sayılı insan ile konuşuyorum, onda dahi sürekli bileklik bildirimi rahatsızlık verdi. O yüzden uzak durun derim.

Koşu kullanımı ise benim için en önemli yanıydı ve iki koşuda gerçekten çok iyi çalıştı. Adım sayar / mesafe ölçerinde sorun beklemiyordum ama kalp ritm takibi gerçekten çok stabil çalışıyor. Gün içerisinde gevşek kullanıyorum, koşuda kola sıkı bağlı kullandım bunun da etkisi vardır ama yine de stabil ölçüyor olması süper. Keza bir kaç incelemede kulak içi ölçer gibi olmadığını okumuştum. Sanırım olay koşu sırasında sıkı bağlamakta gizli.

Gelelim ekran ve bilekteki hissiyatına! Ekran oldukça parlak güneşte okumakta sorun yaşamıyorum. Saate bakmak için çevirdiğimde genelde sorunsuz aktif oluyor ama arada sırada bileği tekrar öne arkaya çevirme yaptırıyor. Yukarıda da dediğim gibi yıllardır saat  kullanmayan ben hiç ama hiç rahatsız olmadım. Zaten çok sıkı kullanmıyorum ama yine de kaşındırır filan diye korkmuştum lakin en azından bende öyle bir problem yaratmadı.

Daha iyi uyku takibi için uykuda da kalp ritm takibini kullanıyorum ve şarjı 16 gün gitti. 1 ayı geçenler okudum ama sanırım dediğim özellik kapalı kullanıyorlar.

Suya dayanıklığı için bir şey söylemem çok doğru değil. Her ne kadar yüksek dayanıklılığı olsa da duşta, yüzmede kullanmadım ama el yıkarken suya çokça girip çıktı ve bir sorun yok.

Tabi bir de uygulama kısmı var. Android kullanıyorum o yüzden sadece bu platform için yazacağım. Uygulaması oldukça kullanışlı ve bilgi kısımları detaylı. Ek olarak Google Fit‘e bağlı çalıştığı için daha önce başka bir uygulama ya da donanım kullanıyorsan devamlılığın bozulmuyor.

Son olarak şarj kablosu konusunda bir uyarım var; kaybetme! Pahalı bir parça değil ama standart usb kablo olmadığı için kaybederseniz muhtemelen yine yurt dışında sipariş vereceksin ve gelme süresi malum!

Not: Üstün körü bir yazı demiştim en başta ama baya baya ayrıntılı yazmışım, ara kapatmak dediğin işte budur! 🙂

 

Z Raporu 4

Daha öncede demiştim disiplinli insanımdır, bu konu başlıklı yazılar Pazar günü yazacağım diye kararlıydım ama seyahatte olmak bahanesi olsun Pazartesi’ye sarktı. Açıköğretim sınavları geride kaldı ve  sana an itibari ile Edirne yolunda yazıyorum.

Öncelikle hafta başından, Edirne kısmından başlayalım. Zaten bu kısımda pek bir şey yok; yola çıkana kadar hastalık ve kar bahanesi ile aile baskısı ile evde tutuldum. İyi de oldu hem dinlendim hem de ders çalışma fırsatım oldu. Sonrasında zaten bu yazıdan biliyorsun, Otobüs/hızlı tren aktarması ile Ankara’ya yolculuk.

Ankara kısmı ise oldukça yoğun geçti. Eh sevgilim ile 1 aydır görüşmüyoruz, onunla özlem giderdik. Hoş 3 gün ile hangi özlem diner ki! Olsun en azından bir sonraki kavuşmamız da sınav ya da ara sıcaklar olmayacağı için birbirimize daha çok zaman ayırıyor olacağız. Sevgili ile geçen zamanları bir yana koyarsak. Hem arkadaşlarla görüşük arayı kapattım, hem de yine başka bir arkadaşın sergi açılışı bahanesi ile Afsad’ada da uğrama fırsatım oldu. Oradakilerle ayaküstü sohbet filan derken buralardayım hala deme fırsatı oldu.

Arkadaşlardan bahis açılmışken KPSS’ye 2 dönemdir çalışan başka bir arkadaşım bu atama dönemine çok umutluydu ama ne yazık ki kötü haber geldi. Neyse arık bir sonrakine ya da tekil atamalarda şansı açık olsun.

Pazar günü de sevgilimle Cermodern’deki 26 Fotoğrafçı  sergisini gezdik. 26 İranlı kadın güzel karma bir fotoğraf sergisi hazırlamışlar. Özellikle çarmıha gerilmiş, taşlanmış ve yakılmış İsa göndermeli çalışmayı çok beğendim. Hala sergi devam ederken mutlaka gidin derim. Keza bu gidişle bizim kadınlarımız da işlerini ancak yurtdışında sergiler duruma düşecekler. O tutsak, sürgün havayı şimdiden içe çekmek, ayılmak lazım. Afsad’dı, sergiydi derken fotoğrafla iç içe güzel bir haftasonu geçmiş oldu.

Yol, fotoğraf, sevgili, arkadaşlar olur da filmsiz olur mu? Gelelim haftanın filmlerine:

Toni Erdmann: Şimdiden 2017’de izlediğim/izleyeceğim en iyi filmler diyebilirim. Zaten aldığı ödüller de kalitesini tescillemiş durumda. Tadında kapitalizm eleştirisi oldukça akıcı bir kara komedi. 3 saate yakın süresi ile hiç yormayan, sıkmayan böyle bir işi ıskalamayın derim.

La La Land: Bu filme dair bir çok olumlu yorum okuyunca, gösterimde de bize uyan başka bir film olmayınca sevgilimle bu filme gittik. Öncelikle Aşıklar Şehri çevirisini her kim yaptıksa kendisine çok içten “Hassiktir oradan!” diyorum. Filme gelince sıkmayan hatta eğlenceli bir müzikal diyebilirim. Emma Stone ve/veya Ryan Gosling hayranıysan zaten her şartta izlersin diye düşünüyorum. Ama oyuncu takıntın yoksa ve caz ağırlıklı soundtracklerinden de haz almayacaksan filme gitmek için çok da neden yok diyebilirim.

Evet kısaca bu haftada oldukça yoğun, koşuşturmacalı ve keyifli geçtim. İçindeki mühendise hakim olamayan sevgilim dediği verimli bir haftaydı!

Not: Neredeyse unutuyordum! Neredeyse tüm illerde Kosgeb eğitimleri duyurulmuş Edirne içinde sabırsızlıkla eğitim duyurusu geldi. Geldi ama ne yazık ki Keşan için hem de 2 eğitim duyurusu birden. Bu da benim şansım olsa gerek! 🙂