15 Tatil

Aslında tatil filan yok ama 2 haftadır yazasın yoktu. Malum, Şubat eskiden 15 tatilin ayıydı. Bu 2 haftalık sessizliği buna bağlayayım. 

Peki bu 2 haftada ne oldu dersen şu 2 günlük haftasonunu saymazsan ritimlere bel vermiş durumdaydım. Iş, ev, gün aşırı koşu ve haftada bir arkadaşlarla buluşma. Hal böyle olunca da günlük tutmak, bir de yazmak insanın içinden gelmiyor. 

Ha haftasonu mu? Bak bu 2 günde olay başka! Sevgilimle haftasonu İstanbul kaçamağı yaptık. Kadıköy’de İstanbul Life Otel’de 2 haftada önceden yer ayırmıştık. Otel sitede görünenden küçük bir otel çıktı. Keza oda da oldukça küçüktü. Ama temizliği, sessizliği ve konumu sebebi ile hedef Kadıköy çevresi ile tavsiye ederim. Neyse konaklama bir yana Boğaz’dı, Moda ve akşam balıktı derken sarmaş dolaş güzel bir haftasonu geride kaldı. Şimdi de Edirne dönüşü otobüste yazıyorum. Yani yolculuk ve haftasonu kaçamağı henüz bitmiş de değil. 

Bloga gelince Z Raporu serisi bitti. Rutin içinde yazmak bir yerden sonra yükümlülük gibi hissettiriyor ki bunun tadı kaçıyor. O yüzden ara ara keyfe keder yazmak daha güzel hem de blogun adına da uygun, değil mi? 🙂

Reklamlar

1 Ayın Ardından Ankara

Başlık nasıl da açık! 1 ay sonra Açıköğretim finalleri için Ankara’dayım. Bir anlık kararla Edirne’ye göçünce, tabi sınav yerini Edirne’ye alma fırsatı olmadı. Bir taraftan iyi de oldu, sevgiliyi çok özlemiştim ki bahanesi oldu.

Peki şehri özlemiş midir diye merak ediyorsan, etme! Belediye özlesin bu bok çukurunu. Edirne/İstanbul/İzmit/Eskişehir güzargahı kandırabilir insanı ama yolun sonu bu çirkin gri şehir!

Neyse Ankara’ya sövme faslını geri de bıraktığmıza göre yol hikayesine kaldığım yerden devam. İyi oldu da yol kötü sürpriz ile başladı. Nilüfer Turizm yatacak yerin yok! Bana haber vermeden, sabah 7 otobüsünü iptal etmişler. Hoş gişedeki adam aradık ettik, mesaj gönderdik dedi ama hak getire! Neyse bileti açığa aldılar ve Metro’dan yer ayarladılar da sıkıntısız çözüldü. Bu da yetmedi 2,5-3 saatte gitmesi gereken otobüs  trafik sebebiyle 3,45 giderek güzel bir rötar yaptı ama neyse ki tren saatinden 3 saat öncesine varacak şekilde plan yapınca rötar can sıkmadı.

Ha başta söylemeyi unuttum; kardı kıyametti yol da sıkıntı olmasın diye hızlı tren ile İstanbul-Ankara arasını çözeyim dedim. Ama kara kış bir Edirne’yi vurmuş anlaşılan. Ne İstanbul ne Ankara kar çoktan mazide bir yara! Eh an itibari ile Ankara’dayım. Sevgili ile kavuştuk, sağlam bir Nefes adanası ile mutlu bir yemek sonrası sevgiliyi evine gönderip arkadaşa geçtim. Neden mi eve gönderdim, yoldan gelen ben değil O yanım da baya baya uyuyordu. Eh yarın da erken mesai derken daha fazlasına gönlüm el vermedi. Eh ne de olsa hafta sonu bizimken çileye çevirmeye gerek yok.

Bir de Edirne-Ankara arasını benim gibi hızlı tren ile çözeceklere ulaşım bilgisi vereyim de belki başka bir aklı evvelin işine yarar! 🙂

Esenler otogarında inince aynen bu güzargahı izliyorsun (2017 Ocak bilgisi, sonrasında değişiklik olur sorumluluk kabul etmem 🙂 )

Akbil/Kentkart yoksa otomattan 2 jeton al
Metro (M1) ile Yenikapı İstasyonu’na (son durak) (20 dk) (1. Jeton)
Marmaray ile Ayrılıkçeşmesi İstasyonu’na (son durak) (15 dk) (Burada jeton geçmiyor, otomattan tek kullanımlık bilet al)
Metro (M4) ile Pendik İstasyonu’na (35 dk) (2. jeton)
Pendik İstasyonu’nda inince 4. çıkıştan çık. Yükün ağır değilse 300m kadar çıkıştan dümdüz ilerle, karşıda kapalı da olsa üzerindeki tellerden seçeceğin tren yolunu görene kadar yürü. Sonra sağa dön ve 100m kadar yürü ve alt geçitten Pendik İstasyonu’na ulaştın! 🙂

Not: Nefes’te adana dediğim de öyle vur kaç ile üzeri kapatılacak mevzu değil. Ankara’nın en iyi adana kebabı sanırım burada. Barda adana mı yenir deme, mutlaka dene. Yanında gelen salatası da adanaya rakip ki ben ot ile et kıyas bilmem, bana bunu dedirtiyor ne diyeyim!

Sıradan günler

Pek öyle evden işe, işten eve insanı değilim. Arada dinlenmek için eve kapanmak her zaman bir alternatiftir ama tüm hafta sadece bunu yapınca ister istemez afakanlar basıyor.

Bir haftayı böyle geçirmeyi planlıyordum lakin bu gece itibari ile canıma tak etti. Aslında bunda sadece bu rutinin payı yok, geldiğimden bu yana doğru dürüst müzik de dinlemiyorum. Hatta bugün dükkana gelen bir müşteri ile kardeşimin arasında geçen diyalog toplu taşımanın nimet olabileceği noktasında şaşırtıcı ve ironikti. Olay kısaca dışarıda insanların sürekli kulaklıkla gezmesi ve kardeşimin bu durumu hala yadırgıyor olması. Hatta geçen hafta İstanbul’a gittiğinde herkesin böyle olması dikkatini çekmiş. Bu kadar hengamede insan tetikte olmalıymış, kulaklık güvenliği zedeliyormuş falan filan! Travmatik bir toplumuz bu konuda bir itirazım yok ama insanın buna yakınları görüyor olması ayrıca üzücü. Ankara’dayken ben de tam kardeşin yadırgadığı insan tipiydim. Özellikle metro ve otobüste ne halde olursam olayım müzik eksik olmazdı. Şimdi araba ile gelip gitmek bu lüksü elden aldı.

Neyse konuyu dağıttım! Kısaca yarın Cuma ve Zardanadam’ın dediği gibi “Küçük, şirin bir cuma akşamının peşindeyim.”