Z Raporu 7

Geçen hafta ne demiştim? Bundan sonra 2 günde bir 20 dk bloga yazmak için zaman ayıracağım. Lakin ne oldu? Baya yalan oldu. Aslında bu hafta sayılmaz diyerek çamura yatabilirim. Hafta başından beri arızalanan telefonumu düzeltmek için uğraşıyorum. Sorsan telefon tamirinden anlarım ama işte dedikleri gibi terzi kendi söküğünü dikemezmiş. Benimki de o hesap en olmadık zamanlarda arıza nüksediyor, tekrar düzeltiyorum ama tüm haftamı yedi. Sanırım yeni bir telefona geçeceğim.

Mazeretimizi belirttik ama bu tüm hafta bir tek yazı bile yazamamanın gerekçesi olamaz. Aslında parmak ucuna kadar gelen bir kaç konu vardı. Mesela Babil Kulesi ve din üzerine düşündürdükleri gibi ama nedense bir fırsat bulamadım. Sanırım biraz da bu yazamama durumunda ev kalabalıklığının da payı büyük. Kaç yıl yalnız yaşamış insanın evdeki bu gürültü haline alışması zor.

Bu durum bir yana bu hafta online alışveriş haftasıydı diyebilirim. İlk sipariş geçen haftadan sarkan kitaplardı ve en azından kitap okuma konusunda disiplinim kırılmadan devam ediyor. Aslında kitabı kitapçıdan almak tercih sebebimdir ama ne yazık ki Edirne’de kitapçıya denk gelemedim. Diğer sipariş ise Lavazza’dan kahve kargosuydu. Kahvesiz olmaz! Bak bu notu buraya düşüyorum. Geçen Ankara ziyaretinden aldığım kahveler bitmeye yüz tutunca bir telaş siparişi geçtim. Lavazza’nın kahvelerini hep sevmişimdir ama hiç evde demlemek için almamıştım. Lavazza Qualita Rossa‘sı ile açılışı yaptım. Hafif ama aroması dilde kalan bir kahve. Sert kahve severim ama bu da fena değil. Dükkana yanımda götürdüğümde de hemen asitlenmiyor ki bu çok önemli o yüzden benzer özelliklerde kahve arıyorsan notunu al!

Aslında telefondan bahsederken bahsi geçecekti ama aklıma ancak geldi. Haftanın gecelerini yiyen bir diğer teknolojik arıza ise kardeşime geçen yıl verdiğim ekran kartını bozulması oldu. Anakarttan mı acaba deyip kardeş yeni bir anakart aldı. Evet bozulan ekran kartı ama alınan anakart! Neyse sonunda sorunun kaynağının ekran kartı olduğuna karar verdik de servisine gönderdim. Garantisi de bitmişti umarım yüksek bir tutar kitlemezler!

Koşu ise aksatmadan devam! Bu kadar disiplinli devam ettirdiğim olayım çok az! Umarım nazarın değmez. 🙂

Çıktının kapanışı da yine sinema ile olsun.

Wetlands: Sanatsal bile olmayan ergen Avrupa erotik filmi diyebilirim. Aslında karakter incelemesi, aile içi durumlar eleştirisi filan filmi yine de izlenir kılıyor. Ama film bir noktadan sonra tadı kaçan erotizm ve absürt komediye kaçan esas kız kurgusu ile olmamış dedirtiyor.

Arrival: Bu filmi aslında kendi konu başlığında paylaşmak istiyordum ama geçen haftaların gereksiz uğraşlı geceleri el vermedi. 2016’nın en merakla beklediğim filmlerinden biriydi Arrival. Eh malum bir bilim-kurgu öyküsü uyarlaması. Oldukça da olumlu eleştiriler okumuştum. Hatta Ankara ziyaretinde sevgilimle gitmek istemiştim ama filmin çoktan gösterimden kaldırıldığını öğrenince La La Land’a gitme hatasında bulunmuştuk. Nasıl tercih değişikliği deme! Neyse odağı kaybetmiyoruz ve filme devam… Hikayeyi sanırım bu akşam okuyacağım o yüzden uyarlama olarak ne durumda olduğuna dair bir fikrim yok, o konu şimdi arafta kalsın. Film bir bilim-kurgu filmi olarak oldukça iyi diyebilirim. Süpriz bozan ile can sıkmak istemediğim için çok içeriğine girmeyeceğim ama kısaca dünyanın belli noktalarına iniş yapan uzay gemileri ile insanlık kontak kurmaya başlar ve bir dil bilimci ile fizikçi A.B.D.’ye iniş yapan gemi üzerine çalışmak için bir ekibin başına getirilir ve karşılık dil öğrenme/öğretme sürecesinde hikaye gelişir. İletişim ve dil üzerine düşündüren nüansları ve iyi kurgusu ile kimse kötü bilim-kurgu diyemez sanırım. Ama bazı noktaları ile hey Jony orada dur diyesi geliyor insanın. Konu bir çok noktada Doğu odaklı şer üçgenine selam çakıyor. Örnek olarak Çinli emir komuta zincirinin çıktığı anlaşılan generalin kişisel telefonunun altın kaplama olmasına dair 2-3 saniyelik tesadüf olamayacak kadar dikkat çekici. Kitapta böyle bir ayrıntı, ülkelerin ayrışması söz konusu mu bilmiyorum ama varsa kitaptaki hatayı tekrarlamaya gerek yoktu. Yok film kurgusunda bu karar verildiyse, bir siktirin gidin kardeşim. Trump gibi medya maymununun Başkan olduğu ülkeye az empati diyorum sadece!

Sabah uyanınca ilk iş…

Henüz gecenin kör vakti ama canım inanılmaz kahve istiyor ve zaten geçe kalmış uykuyu daha da geciktirmemek için kahveyi sabaha ertelemeye karar verdim.

Ve karar verirken ne fark ettim, aile yanında her sabah sekmeden kahvaltı var ama ne yazık ki sabah kahvesi diye bir şey kalmadı! Ankara mesai sabahları kahvesiz çıkmazdım evden. İnan ki kahvaltıdan vazgeçerdim de kahveden asla! Ama burada her sabah kahvaltı yanında mutlaka anne yapımı şifalı bir şeyler oluyor. Aksini yapmaya da sabrım yok! Neden mi? Uzun uzun kahvaltıda kahve içilmez vaazları üzgünüm ama kahve tutkusundan bile baskın çıkıyor.

Ha sanma ki kahvesiz yaşıyorum. Her sabah kahvaltı sonrası kahve çekiyor, mocha podda pişiriyor ve termosa atıp dükkana götürüyorum. Lakin aynı şey değil! Filmlerde görürsün sabah kahve, gazete yapan tipleri. Tamam hiçbir zaman o sahnedeki kadar rahat olamadım ama kahveye zaman ayırmanın yeri her zaman bir başka.

Bu yazı da biraz müptezelin yoksunluk krizi serzenişi gibi oldu ama varsın olsun. Yazmasam şimdi kahve demliyor olabilirdim.

Z Raporu 3

Bu hafta hayatta kalma mücadelesi ile geçti. Yıllardır böyle bir gribe yakalanmamıştım. Salı günkü yazıda da bahsetmiştim ve neredeyse 1 hafta olacak hala tam düzelmiş değilim. Ama neyse ki Cuma ve Cumartesi öyle sağlam kar yağdı ki hafta sonu kesintisiz tatil yapma ve kendime gelme şansım oldu. Bu yazıyı yazarken hala alnımdan hastalık teri geliyor ama en azından iyileştiğim aşikar.

Şimdi grip dedim öyle aman deyip geçme. Dedim ya yıllardır böyle bir grip görmedim. 3 gündür eklem ağrısı, ateş ve halsizlikten kırılıyorum. Gece yatarken nereye dönsem o tarafın eklemleri ayrı ağrıyor. Hatta durumun vahametini anla diye ayrıntı vereyim; tuvalette ıkınırken insanın götü gripten ağrır mı, ağrırmış öğrendim!

Neyse bu kadar hastalık bahsi yeter! Pazartesi Xiami Mi Band 2‘i Pazartesi PTT’ye giderek elden teslim aldım. İyi ki öyle yapmışım! Memurun dediğine göre zimmeti Salıyı, dağıtıma çıkması Çarşambayı bulabilirmiş. 4 Günde Singapur’dan İstanbul’a, İstanbul’dan Edirne’ye gelmesi 10 gün! Deveye yükleseler daha hızlı gelirdi ya neyse! Sağ salim geldi ya kafi dedirtiyorlar. Kullanımından son derece memnunum, adım sayarı ve mesafe ölçere oldukça iyi çalışıyor. Kalp ritmi hikayesi fena değil ama hiç birini koşuda deneyemedim. Malum kar ve hastalık!

Bir diğer kargo hikayem de hala İstanbul’da Sürat Kargo’nun aktarmasında beklemede. Cuma sabah İstanbul’a ulaştı ama ne Cuma ne de Cumartesi Edirne’ye doğru yola koyuldu. Kardı kıştı bahane değil, keza bir başka sıkıntısız Cuma sabahtan ulaştı. İsmi surat ama tek rakibi PTT! Ha ne bekliyorum? Sinbo’nun kahve öğütücüsünü. Elde değirmenle kahve çeken kaç kişi kalmıştık zaten, artık bir kişi daha eksildi.

Haftanın filmlerine gelelim ki hastalıktan pek film de izlemedim aslında.

Snowden: Buradan okuyabilirsin.

The Eyes of My Mother: Siyah beyaz çekimi ve görüntü yönetmenin şahane kareleri bir yana film tam bir zaman kaybı diyebilirim. Aslında konu olarak fena değil ama ana karakterin inandırıcı olmayan oyunculuğu ve hikayenin aksaklıkları filmi izlenmez bir hale sokuyor. Neyse ki 70 dakikalık süresi bir nebze olsun kurtarıyor. Ama böyle gerilim/korku filmi olmaz!

Ouija: Origin of Evil: Bak bu film konusunda kararsızım! İzlenir bir korku filmi o konuda itirazım yok. Efektlerine daha ciddi zaman ayrılmış olsa, ki çok eskileri B filmi çok daha kaliteli ruh/şeytan tasarımları var, mantık hatalarından biraz daha arındırılmış olsa belki de yılın en iyileri arasında yerini alacakmış. Güzel bir dönem filmi ve o hissi iyi veriyor. Bunun yanında karanlık bir atmosferi var ve sonu da mutlu bitmiyor. Hatta karakterler geri zekalı değil ki bu çok önemli! 🙂 Ama dedim ya arada derede bırakan, seyirlik bir korku filmi.

Filmleri de aradan çıkardığımıza göre yazıyı sonlandırma zamanı! Ha unutmadan AÖ sınavları sebebiyle Ankara için gidiş geliş Hızlı Tren biletlerini aldım. Ama önce Edirne’den sabah 7 otobüsü eziyet olacak bakalım sonrasında metro aktarmaları ile nasıl bir çilem olacak göreceğiz der burada bitiririm.