Z Raporu 6

Daha 2 ayı görmeden sadece haftalık özetlere düştüm ya! Ama içimden şimdilik böyle geliyor, pek bir şey yaptığım da yok. Sanırım biraz havalardan güneş sevmeyen ben, güneş görünce yüzü güler oldum. Ölü toprağını bir şekilde atmak lazım ama nasıl?

Gelelim geride kalan haftaya…

Müziksiz yaşayamam, elden geldiğince yeni çıkanları, haberleri takip etmeye çalışırım. Bu hafta iki güzel haberim var. Birincisi ve en önemlisi Kesmeşeker‘in yeni albüm kayıtlar bitmek üzereymiş. Tez zamanda albüm arz-ı endam eder ve dünya bir kere daha güzel bir yer olur. Bu zamana kadar Kesmeşeker / Cenk Taner dinlemediysen hala geç değil! Diğer haber de Bubituzak Boyutlar albümü ile ikinci albüme erişen indie gruplar arasında sağlam bir yer edindi. Albümün kafası yine çok güzel. Albümün ismini hakkını veriyor. Dinlemek isterim dersen de, şöyle buyur!

Ölü toprağı derken en azından bir konuda kendime geldim. Koşu olayında bu hafta oldukça verimli geçti. Ya bu verimli kelimesi de ağzıma iyi yapıştı. Mühendis fıstığım sağ  olsun! Neyse koşuya dönersek 7 km ile başladım ve pazar günü hem 2017’nin ilk hem de Ocak ayı 10 km koşarak hedefe ulaşmış oldum. Her ne kadar beklediğimden 2 dakika yavaş da olsam (53dk) uzun aralıklardan sonra fena sayılmaz, ne dersin?

Edirne’ye geleli 1 ayı geçti; karşılıklı hastalıklar, kar tatilleri, sınav çalışması ve Ankara arasıydı arkadaşlarla toplu görüşmek bir vesile olmamıştı. Neyse sonunda bu Cuma mesai sonrası toplandık da el kadar şehirde görüşemiyoruz hikayesini sonlandırmış olduk. Havaların ısınması ile bir kaç plan da yaptık. Bakalım bu kış karabasan gibi çöktü, geride kalması bir sürü şeye gebe!

Dedim ya pek bir şey yapmıyorum diye. Yapmak istediğim ve yine bu sıralar savsakladığım bir diğer olay ise okumak! Baş ucumda yarısına kadar geldiğim İkinci El Zaman: Kızıl İnsanin Sonu bıraktığım yerde öylece duruyor. Ama bunda biraz kitabın da payı var. O yüzden yeni kitaplar gerek dedim ve İdefix‘ten 3 kitap siparişi verdim: Kaplan! Kaplan!, Geliş ve Hayvanlardan Tanrılara – Sapiens. İdefix’e de iki çift lafım var. Zorla e-fatura ittirmek de ne oluyor! E-fatura tikini kaldırınca sipariş onaylanmadı diyor. Belki 10+ kere denemişimdir ama ne yazık ki onaylamadı. Hata sebebini de göstermiyor ve canlı yardım seçeneği de yok. Sonra kazayla tik kaldı da satış onaylandı. Küçük bir detay ama müşteri kerizlemekten başka bir şey değil!

Ve son bölüm. Bu hafta ne izledim sorusunun cevabları:

Code Blue: İzlemiş arkadaşın yorumu sanatsal Avrupa pornosuydu keza bu yorumun hakkını veren sahneler de mevcut ama bence bir eksi değil. Yeri geldiğinde pornografi pek de ala sanat içersinde adledilebilir, nokta! Filmin görüntü yönetmedi ve başroldeki kadının performansı filmi oldukça izlenir kılıyor. Durağan ama gerilim içeren ödüllü katmanlara sahip filmler izlemeyi seviyorsanız, izlenecekler arasına al derim. Yoksa uzak dur!

Fantastic Beasts and Where to Find Them: Bilim-kurgu izlemeyi ne kadar seviyorsam fantastik kurguya da bir o kadar yakın bir insanımdır. Hem edebiyat hem sinema bu iki tür benim için apayrı yere sahipler. Bu açıdan bakınca Harry Potter koşa koşa izlemişimdir diye düşenebilirsin ama seri ile yıllarca aramda mesafe vardı. En büyük sebep ise hem çocukların hoşuna gidecek kitap kapakları hem de çocuk sineması gibi reklamlarının yapılması. Lakin sıkıntıdan izleyeyim dedikten sonra fark ettim hikaye her bölümde daha da karanlık bir hal alıyordu ve asıl serinin son filmin her iki bölümü de korku filmlerine taş çıkartır. Gelelim bu filme! Asıl serinin öncesinde ve bu sefer A.B.D.’de geçen iyi bir dönem filmi ile karşı karşıyayız. Yine büyü ve fantastik yaratıklar ile eğlenceli bir fantastik kurgu filmi ile baş başayız. Devamı gelecek mi, gelecekse hikaye yine aynı şekilde karanlık bir iklime mi evrilecek bilemem ama en azından bu film için iyi çerez diyebilirim.

Bir de kararım var. Bundan sonra gün aşırı 20 dakika yazmak için zaman ayırmaya karar verdim. Yoksa haftalık uzun yazılarla hem seni hem de kendimi darlamak hoş değil! 🙂

Bir eski satanist

Bugün buradaki yazıya denk geldim de lise dönemimi hatırladım.Metal/rock dinleyen “sert” gençlerdendik. O zaman değil cep telefonu, okulda Walkman taşımak yasak! Bu yasağa rağmen kulaklık ders araları kulaktan düşmez, hatta kimi zaman derste bile, hocalarla bunların kavgalarını verirdik. Güzel günlerdi!

Tabi bir de bu müzik tutkusunun o dönemler aynen yazıda olduğu ilişkilendirildiği satanizm hikayesi vardı. Siyah giyiyorsun, metal/rock dinliyorsun ya o zaman satanistsin, nokta! Neyse çok dağıtmadan aslında satanizm üzerine yaşadığım bir kaç komik olayı paylaşacağım.

Vaka 1

Bir gün arkadaşlarla hafta sonu bahçesinde takıldığımız ilkokul bahçesinde zaman öldürüyoruz. Bir süredir her denk geldiğimizde gözlerini benden alamayan kız biraz ürkek ama cesareti toplamış şekilde yanımıza geldi.
– Selam, seninle biraz konuşmak istiyorum.
– Peki?!?
Kendini tanıtma ve lafı evirip çevirme faslından sonra:
– Ya aslında ben senden çok hoşlanıyorum da o yüzden tanışmak istedim.
– İyi tanıştık işte, ara ara buralardayım laflarız yine.
– Laflarız tabi, ama bir de sanırım satanistmişsin. Ama benim için sorun değil. Yeter ki bana zarar verme!
– …
– Gerçekten benim için sorun değil, böyle de kabul ederim seni!
– Ya bir siktir git!
Ve hikayenin mutlu sonu! 🙂

Vaka 2

Başka bir vakit, Trakya Üni.’den bir abi ile yolda yürüyoruz. Ben lise bebesi (bak Ankara’dan kopmuş değilim) yüz pasparlak, üzerimde mavi  bir tişört altımda kot var. Yanımdaki abinin hal ise; omuzdan düşmüş saçlar, 5 karış keçi sakalı kulaklar küpe, siyah Manowar tişörtü ve siyah kot, kalın deri bileklik ve siyah bot! Öylece laflaya laflaya yolda yürüyoruz. Neyse tam o sırada bir anne ve kızı yanımızdan geçiyordu. Kız sanırım bizim bir alt sınıftan, beni evet beni göstererek:
– Anne bak bu çocuk satanist!
İnsanın adı çıkacağına canı çıksın. Yani Gözün de mi görmüyor yanımdaki değil de ben, neden ben!

Vaka 3

Bu sefer hikaye Ankara’da geçiyor, yıl da 2002. Ankara Ziraat’te okuyan arkadaşın evinde kalıyoruz. Sabah onunla çıktık ki onun fakülteye gideceğiz, öğlene kadar zaman öldürmek lazım. Neyse arkadaş metal müziği üzerinde taşıyanlardan. Boynunda da ters haç var! Evden fakülteye yürürken mahallenin delikanlılarından 5-6 tanesi önümüzü kesti. 3 kişiyiz ki tamam dedim ağız burun kırılacak, tipler ve niyet belli. İçlerinden en çelimsizi:
– La bu tip ne yarraam! Saç anamdan uzun! Ne bu tip simsiyah kıyafet satanist misin?Demedik bir daha böyle dolaşmayacaksın buralarda diye!
– …
– Boynundaki ne lan, Hristiyan mısın bir de ibne?!??!
– Yok abi ters haç o, Hristiyanlık karşıtlığı anlamına geliyor.
– Nasıl lan, sen şimdi Hristiyan karşıtı mısın? (sessiz bekleyen diğer dallamalardan bir diğeri)
– Evet, evet öyleyim.
– Eee bu ibneler de bizdenmiş ya!
Tabi biz o sırada içimizden hadi lan bunu da yemezler dedik ama bir baktık bundan sonra sana buralarda dokunan olursa bize haber ver deyip gittiler!

Vaka 4

En bombasını sona sakladım. Tekrar lise ve Edirne’ye geri dönüyoruz. Arkadaşlarla evde toplanmışız. Sevgililer yanda kalabalığız da ama bir şekilde can sıkıldı. Ne yapalım derken bir baktık birbirimize makyaj yapıyor, mumları yakıyor ve ritüel düzeni alıyoruz. Elde bıçak, yerde yatan kız etrafında yuvarlak daire yapmışız. Yetti mi? Yetmez, bir de bu sahnenin fotoğraflarını çektik. Baya güldük eğlendik tabi! Canı sıkılmış ergenlerin dünyası böyle işte. Neyse fotoğrafları çeken hıyar sen git hiçbir şey demeden filmleri fotoğrafçıya teslim et. Tabi fotoğrafları almaya gittiğimizde kıyamet koptu. Fotoğrafçı yok bu kıza ne oldu, öldürdünüz mü filan derken olay bir şekilde okula yansıdı. Kız da başka okuldan ve o okulun yurdunda yatılı. Onların okul da karıştı. Ama neyse sonra kurmaca olduğu ortaya çıktı da konu kapandı. Şimdi düşündüm de yolda beni göstererek satanist diyen kızın gerekçesi bu olabilir! 🙂

Bu twite de dün denk gelmiştim. Şimdi hatırladım da tehlikenin farkında mısınız? 🙂

photo_2017-01-10_23-18-11