Xiami Mi Band 2 İnceleme

Bu sıralar burayı biraz ihmal ettim. Çok mu yoğunum? Hayır, aksine oldukça sakin bir hafta geçiyor ama bloga zaman ayırasım pek yoktu. Neyse bu üstün körü inceleme yazısı ile arayı kapatmaya çalışayım.

Akıllı saatler malumun; işe yarar yanı çok ama pil sürüleri sebebiyle bana kullanımları pek makul gelmiyor. İşin bileklik kısmında ise seçenek çok fiyatlar da fena değil dedim ve Xiami Mi Band 2‘de karar kıldım.

Bu arada herhalde orta okuldan bu yana ne saat, ne bileklik kullanırım. Rahatsızlık verirdi ki siparişi geçerken en çok bu kısmı aklıma takılmıştı. O kısmına da detaylıca değineceğim.

Bilekliği Gearbest‘ten sipariş ettim. Türkiye fiyatları 140TL civarındayken oradan kargo ücretsiz $23‘a aldım. O vakit kurundan 71TL’ye geldi. Nasıl fiyat farkı çok yüksek değil mi? Ülkedeki vergi ve erişimi az olan güncel ürünlerde çakallık farkı bu işte.Her ne kadar gümrük vergi muafiyeti €30’a çekilmiş olsa da mutlaka yurt dışı sitelerden fiyat karşılaştırın derim. İstisnaları çıksa da çok daha ucuza geleceğine eminim. Neyse fiyat bir yana üründe 2 hafta gibi bir sürede elime ulaştı.

1 aya yakın bir süredir kullanıyordum ama koşuda kullanma fırsatım olmadığı için bu yazı da bu vakte kadar sarktı. Malum hastalık, kar ve sınav için Ankara derken pek de imkan yoktu.

Ne özellikleri var; adım sayıyor, mesafeyi hesaplıyor, uykuyu takip ediyor, kalp atışını ölçüyor, akıllı telefona bluetooth üzerinden bağlı olduğunda güvenli cihaz özelliği ile ekran kilidi açıyor, arama ve tanıtılmış uygulama bildirimlerini iletiyor, alarm kurulduysa kolundan tuttuğu gibi uykudan gerçek dünyaya çekiyor. Titreşim oldukça kuvvetli ve bildirimler bir yana alarm konusunda beklediğimden iyi çalışıyor. Yukarıda saydığım özelliklerinden hepsinden memnunum diyebilirim. Peki hiç bir eksisi yok? Var tabi ki! Arama/uygulama bildirimlerinden çok bir şey beklemeyin derim. İngilizce kullanmıyorsanız arama/uygulama bildirimleri sadece simge şeklinde görünüyor. İngilizce kullanımda telefon numarası bilekliğe geliyor ancak bugün aramızda telefon numarası ezberleyen kaldı mı? (Bugünkü firmware güncellemesi ile artık isim yazıyor.) Yine de çantada duran telefondaki aramayı kaçırmaya artık son diyebilirim. Lakin uygulama bildirimlerini bilekliğe taşımak çok akıl karı değil. Ben ki telefondaki uygulamalarının bildirimlerini kapatmış insanım ve bir mesajlaşma programından sayılı insan ile konuşuyorum, onda dahi sürekli bileklik bildirimi rahatsızlık verdi. O yüzden uzak durun derim.

Koşu kullanımı ise benim için en önemli yanıydı ve iki koşuda gerçekten çok iyi çalıştı. Adım sayar / mesafe ölçerinde sorun beklemiyordum ama kalp ritm takibi gerçekten çok stabil çalışıyor. Gün içerisinde gevşek kullanıyorum, koşuda kola sıkı bağlı kullandım bunun da etkisi vardır ama yine de stabil ölçüyor olması süper. Keza bir kaç incelemede kulak içi ölçer gibi olmadığını okumuştum. Sanırım olay koşu sırasında sıkı bağlamakta gizli.

Gelelim ekran ve bilekteki hissiyatına! Ekran oldukça parlak güneşte okumakta sorun yaşamıyorum. Saate bakmak için çevirdiğimde genelde sorunsuz aktif oluyor ama arada sırada bileği tekrar öne arkaya çevirme yaptırıyor. Yukarıda da dediğim gibi yıllardır saat  kullanmayan ben hiç ama hiç rahatsız olmadım. Zaten çok sıkı kullanmıyorum ama yine de kaşındırır filan diye korkmuştum lakin en azından bende öyle bir problem yaratmadı.

Daha iyi uyku takibi için uykuda da kalp ritm takibini kullanıyorum ve şarjı 16 gün gitti. 1 ayı geçenler okudum ama sanırım dediğim özellik kapalı kullanıyorlar.

Suya dayanıklığı için bir şey söylemem çok doğru değil. Her ne kadar yüksek dayanıklılığı olsa da duşta, yüzmede kullanmadım ama el yıkarken suya çokça girip çıktı ve bir sorun yok.

Tabi bir de uygulama kısmı var. Android kullanıyorum o yüzden sadece bu platform için yazacağım. Uygulaması oldukça kullanışlı ve bilgi kısımları detaylı. Ek olarak Google Fit‘e bağlı çalıştığı için daha önce başka bir uygulama ya da donanım kullanıyorsan devamlılığın bozulmuyor.

Son olarak şarj kablosu konusunda bir uyarım var; kaybetme! Pahalı bir parça değil ama standart usb kablo olmadığı için kaybederseniz muhtemelen yine yurt dışında sipariş vereceksin ve gelme süresi malum!

Not: Üstün körü bir yazı demiştim en başta ama baya baya ayrıntılı yazmışım, ara kapatmak dediğin işte budur! 🙂

 

Z Raporu 3

Bu hafta hayatta kalma mücadelesi ile geçti. Yıllardır böyle bir gribe yakalanmamıştım. Salı günkü yazıda da bahsetmiştim ve neredeyse 1 hafta olacak hala tam düzelmiş değilim. Ama neyse ki Cuma ve Cumartesi öyle sağlam kar yağdı ki hafta sonu kesintisiz tatil yapma ve kendime gelme şansım oldu. Bu yazıyı yazarken hala alnımdan hastalık teri geliyor ama en azından iyileştiğim aşikar.

Şimdi grip dedim öyle aman deyip geçme. Dedim ya yıllardır böyle bir grip görmedim. 3 gündür eklem ağrısı, ateş ve halsizlikten kırılıyorum. Gece yatarken nereye dönsem o tarafın eklemleri ayrı ağrıyor. Hatta durumun vahametini anla diye ayrıntı vereyim; tuvalette ıkınırken insanın götü gripten ağrır mı, ağrırmış öğrendim!

Neyse bu kadar hastalık bahsi yeter! Pazartesi Xiami Mi Band 2‘i Pazartesi PTT’ye giderek elden teslim aldım. İyi ki öyle yapmışım! Memurun dediğine göre zimmeti Salıyı, dağıtıma çıkması Çarşambayı bulabilirmiş. 4 Günde Singapur’dan İstanbul’a, İstanbul’dan Edirne’ye gelmesi 10 gün! Deveye yükleseler daha hızlı gelirdi ya neyse! Sağ salim geldi ya kafi dedirtiyorlar. Kullanımından son derece memnunum, adım sayarı ve mesafe ölçere oldukça iyi çalışıyor. Kalp ritmi hikayesi fena değil ama hiç birini koşuda deneyemedim. Malum kar ve hastalık!

Bir diğer kargo hikayem de hala İstanbul’da Sürat Kargo’nun aktarmasında beklemede. Cuma sabah İstanbul’a ulaştı ama ne Cuma ne de Cumartesi Edirne’ye doğru yola koyuldu. Kardı kıştı bahane değil, keza bir başka sıkıntısız Cuma sabahtan ulaştı. İsmi surat ama tek rakibi PTT! Ha ne bekliyorum? Sinbo’nun kahve öğütücüsünü. Elde değirmenle kahve çeken kaç kişi kalmıştık zaten, artık bir kişi daha eksildi.

Haftanın filmlerine gelelim ki hastalıktan pek film de izlemedim aslında.

Snowden: Buradan okuyabilirsin.

The Eyes of My Mother: Siyah beyaz çekimi ve görüntü yönetmenin şahane kareleri bir yana film tam bir zaman kaybı diyebilirim. Aslında konu olarak fena değil ama ana karakterin inandırıcı olmayan oyunculuğu ve hikayenin aksaklıkları filmi izlenmez bir hale sokuyor. Neyse ki 70 dakikalık süresi bir nebze olsun kurtarıyor. Ama böyle gerilim/korku filmi olmaz!

Ouija: Origin of Evil: Bak bu film konusunda kararsızım! İzlenir bir korku filmi o konuda itirazım yok. Efektlerine daha ciddi zaman ayrılmış olsa, ki çok eskileri B filmi çok daha kaliteli ruh/şeytan tasarımları var, mantık hatalarından biraz daha arındırılmış olsa belki de yılın en iyileri arasında yerini alacakmış. Güzel bir dönem filmi ve o hissi iyi veriyor. Bunun yanında karanlık bir atmosferi var ve sonu da mutlu bitmiyor. Hatta karakterler geri zekalı değil ki bu çok önemli! 🙂 Ama dedim ya arada derede bırakan, seyirlik bir korku filmi.

Filmleri de aradan çıkardığımıza göre yazıyı sonlandırma zamanı! Ha unutmadan AÖ sınavları sebebiyle Ankara için gidiş geliş Hızlı Tren biletlerini aldım. Ama önce Edirne’den sabah 7 otobüsü eziyet olacak bakalım sonrasında metro aktarmaları ile nasıl bir çilem olacak göreceğiz der burada bitiririm.

Z Raporu 2

Yeni yılın ilk yazısı haftanın özetine kısmetmiş lakin bu hafta öyle uzun uzun yazacak bir şey birikmedi. Ne film izledim ne dışarı çıktım. Neyse bir yerinden girişelim!

Kosgeb eğitim duyurusunu görünce girişimcilik eğitimini hızlıca aradan çıkartacağım için sevinmiştim ancak ne yazık ki bu duyurudaki eğitim sadece üniversite hocalarını kapsıyormuş. O yüzden bir sonraki duyuru bekliyorum. Zaten ilk seferde başlayıp bitse bana yakışmazdı.

Önceki yazılarda not düştüm mü hatırlamıyorum ama tüm hafta ha geldi gelecek diyerek beklediğim Xiaomi Mi Band 2 bilekliğim dün itibari ile Lüleburgaz’a kadar vardı. Singapur’dan Türkiye’ye 3 gün, İstanbul’dan Lüleburgaz’a 6 günde geldi. Herhalde en geç Salı günü elime geçmiş olur. Meali deve sırtında gelse daha hızlı gelirdi, iyi varsın PTT! (Dipnot kargo bekleme işleri bende yersiz bir stres oluşturuyor, gelse de kurtulsam.)

Tüm hafta boyunca beklediğim bir diğer haber de kar yağacak mı yağmayacak mı sorusunun cevabıydı ki neyse ki tam da yılbaşı arifesi tüm Edirne beyaz örtüye büründü. Ne kadar mutlu olduğumu anlatamam. Yaşım kaça vurursa vursun sanırım çocuk gibi kar yağını her gördüğümde ilk görüşümmüş gibi sevineceğim. Bu fotoğrafta kardan akmaz trafikten sıkılıp eve yürürken:

31200362873_8e73c0b9d2_o
Binevler Salıncaklı Park

Son olarak da sevgilim sonunda yeni telefonuna kavuştu ve az önce 2 hafta sonra ilk kez yüzünü tekrar gördüm. İnanılmaz özlemişim! Eski telefonun hem ön kamerası hem de ekranı kırılmıştı. Bir de üzerine bilgisayardan görüntülü görüşme sevmiyorum deyince yeni telefona kadar erteledik. Neyse bundan sonra biraz da olsun özlemimi dindirir. Hoş 10 gün sonra Ankara’da olacağım!

Ve neredeyse unutuyordum; haftanın filmleri ki sadece 2 film var:

The Land: Amerika’nın göçmen kesimden iyi bir gençlik hikayesi. Kaykay tutkunu ortaokul çağındaki 3 arkadaş araba çalarak hayata tutunmaya çalışıyorken çaldıkları bir arabadan buldukları hapları satarak hayallerini gerçekleştirmek isterler ama tabi ki hikaye istedikleri gibi gitmez. Hem sinematik kalitesi hem de akıcı anlatımıyla izlenir bağımsız bir film.

Inferno: The Da Vinci Code ile başlayan serinin en kötüsüydü diyebilirim. Önceki filmler de pek matah işler değildi ama bu filmi bitirmek için 3 gece zorlamam gerekti. İstanbul sahneleri dışında ve tarihi mekan kareleri dışında izlenecek film değil. Ben yandım siz yanmayın!