1 Ayın Ardından Ankara

Başlık nasıl da açık! 1 ay sonra Açıköğretim finalleri için Ankara’dayım. Bir anlık kararla Edirne’ye göçünce, tabi sınav yerini Edirne’ye alma fırsatı olmadı. Bir taraftan iyi de oldu, sevgiliyi çok özlemiştim ki bahanesi oldu.

Peki şehri özlemiş midir diye merak ediyorsan, etme! Belediye özlesin bu bok çukurunu. Edirne/İstanbul/İzmit/Eskişehir güzargahı kandırabilir insanı ama yolun sonu bu çirkin gri şehir!

Neyse Ankara’ya sövme faslını geri de bıraktığmıza göre yol hikayesine kaldığım yerden devam. İyi oldu da yol kötü sürpriz ile başladı. Nilüfer Turizm yatacak yerin yok! Bana haber vermeden, sabah 7 otobüsünü iptal etmişler. Hoş gişedeki adam aradık ettik, mesaj gönderdik dedi ama hak getire! Neyse bileti açığa aldılar ve Metro’dan yer ayarladılar da sıkıntısız çözüldü. Bu da yetmedi 2,5-3 saatte gitmesi gereken otobüs  trafik sebebiyle 3,45 giderek güzel bir rötar yaptı ama neyse ki tren saatinden 3 saat öncesine varacak şekilde plan yapınca rötar can sıkmadı.

Ha başta söylemeyi unuttum; kardı kıyametti yol da sıkıntı olmasın diye hızlı tren ile İstanbul-Ankara arasını çözeyim dedim. Ama kara kış bir Edirne’yi vurmuş anlaşılan. Ne İstanbul ne Ankara kar çoktan mazide bir yara! Eh an itibari ile Ankara’dayım. Sevgili ile kavuştuk, sağlam bir Nefes adanası ile mutlu bir yemek sonrası sevgiliyi evine gönderip arkadaşa geçtim. Neden mi eve gönderdim, yoldan gelen ben değil O yanım da baya baya uyuyordu. Eh yarın da erken mesai derken daha fazlasına gönlüm el vermedi. Eh ne de olsa hafta sonu bizimken çileye çevirmeye gerek yok.

Bir de Edirne-Ankara arasını benim gibi hızlı tren ile çözeceklere ulaşım bilgisi vereyim de belki başka bir aklı evvelin işine yarar! 🙂

Esenler otogarında inince aynen bu güzargahı izliyorsun (2017 Ocak bilgisi, sonrasında değişiklik olur sorumluluk kabul etmem 🙂 )

Akbil/Kentkart yoksa otomattan 2 jeton al
Metro (M1) ile Yenikapı İstasyonu’na (son durak) (20 dk) (1. Jeton)
Marmaray ile Ayrılıkçeşmesi İstasyonu’na (son durak) (15 dk) (Burada jeton geçmiyor, otomattan tek kullanımlık bilet al)
Metro (M4) ile Pendik İstasyonu’na (35 dk) (2. jeton)
Pendik İstasyonu’nda inince 4. çıkıştan çık. Yükün ağır değilse 300m kadar çıkıştan dümdüz ilerle, karşıda kapalı da olsa üzerindeki tellerden seçeceğin tren yolunu görene kadar yürü. Sonra sağa dön ve 100m kadar yürü ve alt geçitten Pendik İstasyonu’na ulaştın! 🙂

Not: Nefes’te adana dediğim de öyle vur kaç ile üzeri kapatılacak mevzu değil. Ankara’nın en iyi adana kebabı sanırım burada. Barda adana mı yenir deme, mutlaka dene. Yanında gelen salatası da adanaya rakip ki ben ot ile et kıyas bilmem, bana bunu dedirtiyor ne diyeyim!

Reklamlar

Z Raporu 3

Bu hafta hayatta kalma mücadelesi ile geçti. Yıllardır böyle bir gribe yakalanmamıştım. Salı günkü yazıda da bahsetmiştim ve neredeyse 1 hafta olacak hala tam düzelmiş değilim. Ama neyse ki Cuma ve Cumartesi öyle sağlam kar yağdı ki hafta sonu kesintisiz tatil yapma ve kendime gelme şansım oldu. Bu yazıyı yazarken hala alnımdan hastalık teri geliyor ama en azından iyileştiğim aşikar.

Şimdi grip dedim öyle aman deyip geçme. Dedim ya yıllardır böyle bir grip görmedim. 3 gündür eklem ağrısı, ateş ve halsizlikten kırılıyorum. Gece yatarken nereye dönsem o tarafın eklemleri ayrı ağrıyor. Hatta durumun vahametini anla diye ayrıntı vereyim; tuvalette ıkınırken insanın götü gripten ağrır mı, ağrırmış öğrendim!

Neyse bu kadar hastalık bahsi yeter! Pazartesi Xiami Mi Band 2‘i Pazartesi PTT’ye giderek elden teslim aldım. İyi ki öyle yapmışım! Memurun dediğine göre zimmeti Salıyı, dağıtıma çıkması Çarşambayı bulabilirmiş. 4 Günde Singapur’dan İstanbul’a, İstanbul’dan Edirne’ye gelmesi 10 gün! Deveye yükleseler daha hızlı gelirdi ya neyse! Sağ salim geldi ya kafi dedirtiyorlar. Kullanımından son derece memnunum, adım sayarı ve mesafe ölçere oldukça iyi çalışıyor. Kalp ritmi hikayesi fena değil ama hiç birini koşuda deneyemedim. Malum kar ve hastalık!

Bir diğer kargo hikayem de hala İstanbul’da Sürat Kargo’nun aktarmasında beklemede. Cuma sabah İstanbul’a ulaştı ama ne Cuma ne de Cumartesi Edirne’ye doğru yola koyuldu. Kardı kıştı bahane değil, keza bir başka sıkıntısız Cuma sabahtan ulaştı. İsmi surat ama tek rakibi PTT! Ha ne bekliyorum? Sinbo’nun kahve öğütücüsünü. Elde değirmenle kahve çeken kaç kişi kalmıştık zaten, artık bir kişi daha eksildi.

Haftanın filmlerine gelelim ki hastalıktan pek film de izlemedim aslında.

Snowden: Buradan okuyabilirsin.

The Eyes of My Mother: Siyah beyaz çekimi ve görüntü yönetmenin şahane kareleri bir yana film tam bir zaman kaybı diyebilirim. Aslında konu olarak fena değil ama ana karakterin inandırıcı olmayan oyunculuğu ve hikayenin aksaklıkları filmi izlenmez bir hale sokuyor. Neyse ki 70 dakikalık süresi bir nebze olsun kurtarıyor. Ama böyle gerilim/korku filmi olmaz!

Ouija: Origin of Evil: Bak bu film konusunda kararsızım! İzlenir bir korku filmi o konuda itirazım yok. Efektlerine daha ciddi zaman ayrılmış olsa, ki çok eskileri B filmi çok daha kaliteli ruh/şeytan tasarımları var, mantık hatalarından biraz daha arındırılmış olsa belki de yılın en iyileri arasında yerini alacakmış. Güzel bir dönem filmi ve o hissi iyi veriyor. Bunun yanında karanlık bir atmosferi var ve sonu da mutlu bitmiyor. Hatta karakterler geri zekalı değil ki bu çok önemli! 🙂 Ama dedim ya arada derede bırakan, seyirlik bir korku filmi.

Filmleri de aradan çıkardığımıza göre yazıyı sonlandırma zamanı! Ha unutmadan AÖ sınavları sebebiyle Ankara için gidiş geliş Hızlı Tren biletlerini aldım. Ama önce Edirne’den sabah 7 otobüsü eziyet olacak bakalım sonrasında metro aktarmaları ile nasıl bir çilem olacak göreceğiz der burada bitiririm.

İlk Yazı

Daha önce de blog yazdım, hatta hala durur ama orası öyle kalsın. Açılış amacı zaten çok geride kaldı. Neyse odaklan çekirge!

Mevcut düzenime ara veriyorum. Yeri geldiğinde geri çekilmesini bilecek insan. 10 küsur yıldan sonra baba ocağına dönüyorum. Ankara’ya bir süre ara! Hedefleri gerçekleştirmek için bir zorunlu ayrılık… Hatta şimdi şehirlerarası otobüs ile yolun İlk molası geride kaldı da yazıyorum. Hava soğuk ve karlı, tam ayrılık havası ama hissizim ya da rahatlamış demeliyim bilemedim bak. Tek derdim şimdilik ardımda bıraktığım kadın! Ki onunla da yeni başladık, tam benlik hareket! Hayırlara vesile artık; ama sürsün isterim, sürmeli! Şimdiden özledim hatta, bak bu fena işte!

Neyse özeti şudur; blog bu ara dönemine tanıklık etsin, kaydı olsun. Planları yazmalı, yazmalı ki kendini bağlamalı insan. O da yetmez sana, ona buna açmalı ki bağına kancalar atmalı, şahitler bulmalı!

Şimdilik bu kadar, özlem dindirmez ama biraz sevgili ile yazışıp, kitaba (Svetlana Aleksiyeviç’ın İkinci El Zaman’ı) devam!